İçindekiler
- 1. Birisi sana ilgi gösterdiğinde şüpheleniyorsun
- 2. Aşkta, dostlukta ya da işte hak ettiğini istemekte zorlanıyorsun
- 3. Arkadaşlarına çok şey veriyorsun, ama aynı şeyi almaktan şüphe ediyorsun
- 4. İlginç sözlere inanmıyorsun, ama eleştirilere inanıyorsun
- 5. Kusurlarına odaklanıyor, niteliklerini unutuyorsun
- 6. Rezil olacağını düşündüğün için risk almaktan kaçınıyorsun
- 7. Başkalarının cesaretini kıracak sözlerini reddediyorsun, ama içindeki bir parça buna inanmak istiyor
Bazen “hiçbir değere sahip değilim” demene gerek kalmaz; buna inanıyormuş gibi yaşamak yeter. Çoğu zaman öz sevgi eksikliği küçük jestlerde ortaya çıkar: bir iltifatı şüpheyle karşılarsın, hak ettiğinden daha azını kabul edersin ya da hayallerinin senin için fazla büyük olduğuna kendini ikna edersin.
Bu işaretlerde kendini tanıyorsan, bunu bir ceza gibi alma. Bunu bir davet olarak gör. Sen şu anda bunu göremesen de değerin kaybolmaz. Sadece kendine biraz daha sakin, daha doğru ve daha az sert bir gözle yeniden bakman gerekir. 💛
1. Birisi sana ilgi gösterdiğinde şüpheleniyorsun
Biri seninle flört ettiğinde, sana sevgiyle mesaj attığında ya da gerçek bir ilgi gösterdiğinde, ilk düşüncen sevinç olmaz. Şüphedir.
Belki yanıldığını düşünürsün. Yakında fikrini değiştireceğini. Seni “gerçek halinle” gördüğünde gideceğini.
Ne kadar uğraşırsan uğraş, birinin sana âşık olabileceğini hayal etmekte zorlanırsın. Telefonunda adını görünce birinin gülümsemesini ya da gün içinde seni hatırlamasını düşünmek sana tuhaf gelir.
Bu genellikle kendini yeterince değerli görmediğinde olur. Eğer sen kendi niteliklerini fark edemiyorsan, başkasının onları açıkça görebileceğine de inanmakta zorlanırsın. Ama senin bunu henüz göremiyor olman, bunun var olmadığı anlamına gelmez.
2. Aşkta, dostlukta ya da işte hak ettiğini istemekte zorlanıyorsun
Belki bir ilişkin, arkadaşlıkların ya da bir işin var; ama daha fazlasını istememen gerektiği duygusuyla yaşıyorsun.
Kendine şunu söylersin: “İşim olduğu için zaten şanslıyım, nasıl zam isteyebilirim?” Ya da: “Arkadaşlarım beni sevdiği için zaten şanslıyım, nasıl daha fazla ilgi isteyebilirim?” Hatta: “Partnerim benimle olduğu için zaten şanslıyım, nasıl bana daha iyi davranmasını isteyebilirim?”
Sorun minnettarlık değildir. Minnettarlık güzel bir şeydir. Sorun, onu eksiklikleri, suskunlukları ya da kötü muameleyi haklı çıkarmak için kullanmaya başladığında ortaya çıkar.
İhtiyacın olanı istememek seni daha soylu yapmaz. Bazen sadece sana yer kaplama izni vermediğini gösterir.
Bu nokta sana çok tanıdık geliyorsa, suçluluk ya da utanç duymadan öz sevgi nasıl kurulur konusunu okumak da sana yardımcı olabilir. Kendini değerli görmeyi öğrenmek seni talepkâr yapmaz. Sana karşı daha dürüst yapar.
3. Arkadaşlarına çok şey veriyorsun, ama aynı şeyi almaktan şüphe ediyorsun
İhtiyaç duyduklarında yanlarındasın. Dinliyorsun, öğüt veriyorsun, eşlik ediyorsun, kutluyorsun. Bir şeylerin ters gittiğini fark ettiğinde “Nasılsın?” diye mesaj atan o kişisin.
Ama sen kötü olduğunda yardım istemekte zorlanıyorsun. Belki rahatsız ettiğini düşünüyorsun. Abarttığını. Sorunlarının o kadar da önemli olmadığını.
Sonra çok verirsin ama az alırsın. Bunun nedeni her zaman diğerlerinin yanında olmak istememesi değildir; bazen onlara yaklaşma fırsatını sen vermiyorsundur.
Sağlıklı bir dostluk, senin her zaman güçlü olduğu bir tiyatro oyunu gibi hissettirmemelidir. Sen de destek, sabır ve özen hak ediyorsun.
4. İlginç sözlere inanmıyorsun, ama eleştirilere inanıyorsun
Arkadaşlarına yakışıklı, zeki, yetenekli ya da eğlenceli olduklarını söylediğinde bunu içtenlikle söylüyorsun. Bunu net biçimde görüyorsun.
Ama onlar sana güzel bir şey söylediğinde, bundan şüphe ediyorsun.
Bunu nezaketen, sevgiyle ya da seni daha iyi hissettirmek için söylediklerini düşünüyorsun. Buna karşılık, biri olumsuz bir eleştiri yaptığında, onu mutlak bir gerçekmiş gibi aklında tutuyorsun.
Bu, iç sesin fazla sert olduğunda çok yaygındır. Zihnin iyi olanı süzer ve acı vereni büyütür.
Bir dahaki sefere bir iltifat aldığında, onunla tartışmamaya çalış. Uzun bir açıklama yapmana gerek yok. Sadece şunu diyebilirsin: “Teşekkür ederim, bunu almakta zorlanıyorum ama takdir ediyorum.” Bu küçük hareket bile bir kapı açar.
5. Kusurlarına odaklanıyor, niteliklerini unutuyorsun
Aynaya baktığında önce hoşlanmadığın şeyi fark ediyorsun. Fotoğrafını gördüğünde tuhaf açıyı, rahatsız edici ifadeyi, kimsenin bakmadığı ayrıntıyı arıyorsun.
Genel olarak karamsar bir insan olmayabilirsin. Belki başkalarına karşı pozitif, sevgi dolu, motive edici ve cömert birisin. Ama konu sana geldiğinde, kendi en sert yargıcına dönüşüyorsun.
Bir nedenle, kendini eleştirmek sana kendine iltifat etmekten daha kolay geliyor. Hatta en son ne zaman “Bugün iyi görünüyorum” ya da “Bende bunun hoşuma gidiyor” diye düşündüğünü hatırlamakta zorlanabilirsin.
Basit bir pratik: Her gece iyi yaptığın bir şeyi, kullandığın bir niteliği ve bedeninle ilgili şükrettiğin bir şeyi yaz. Derin olmak zorunda değil. Şöyle olabilir: “bugün sabırlıydım”, “bugün sınır koydum”, “bacaklarım beni yürüyüşe çıkardı”.
Eğer bu süreç sana zor geliyorsa, kusurlarını sevmeyi öğrenmek üzerine bu yazı sana daha şefkatli bir bakışla eşlik edebilir.
6. Rezil olacağını düşündüğün için risk almaktan kaçınıyorsun
İstediğin işe başvurmazsın çünkü yeterince zeki olmadığını düşünürsün. Bir tanışma uygulamasını denemezsin çünkü yeterince çekici olmadığını sanırsın. Fikirlerini paylaşmazsın çünkü başkalarının güleceğinden korkarsın.
Böylece hayallerin beklemeye alınır. Onları istemediğin için değil, içindeki bir bölümün çoktan bunu başaramayacağına karar verdiği için.
Öz güven eksikliği çoğu zaman tedbir gibi görünür. Kendine gerçekçi davrandığını söylersin, ama belki de sadece utanmaktan kaçınmaya çalışıyorsundur.
Yanlış yapmak, değersiz olduğun anlamına gelmez. Bu, bir şey denediğin anlamına gelir. Ve bunun bile bir değeri vardır.
Yeni adımlar atarken kaygı ya da korku hissediyorsan, kaygıyı yenmek için bu pratik tavsiyeler sana yol gösterebilir. Mesele korkmadan atlamak değil; korkunun tüm hayatın adına karar vermesine izin vermemektir.
7. Başkalarının cesaretini kıracak sözlerini reddediyorsun, ama içindeki bir parça buna inanmak istiyor
Biri sana “yapabilirsin” dediğinde başını sallıyor olabilirsin. İnanmadan gülümsüyor, konuyu değiştiriyorsun. İçinden de şöyle düşünüyorsun: “Gerçekte nasıl biri olduğumu bilseydi, bunu söylemezdi.”
Ama belki de senin içinde buna inanmak isteyen küçük bir parça vardır. Yetersiz hissetmekten yorulmuş bir parça. Senin için başka bir şeyler olabileceğini sezen bir parça.
Onu dinle.
Yarın mükemmel bir öz saygıyla uyanman gerekmiyor. Bu böyle işlemez. Daha basit bir şeyle başla: Kendinle, düşmanınmış gibi konuşmayı bırak.
Kendinle, sevdiğin biriyle konuşur gibi konuş. Sabırla. Dürüstçe. Gerekirse sınırlarla, ama acımasızlık olmadan.
Bir gün geriye baktığında önemli bir şeyi fark edeceksin: Değerin her zaman vardı. Sadece onu tanımayı öğrenmen gerekiyordu.
Sevgi, saygı, özen ve fırsatları hak ediyorsun. Mükemmel olduğunda değil. Her şeyi başardığında değil. Başkası seni seçtiğinde değil. Büyümeye devam ederken, şimdi hak ediyorsun.